Ey alimlik iddiasında bulunan, nedir bu halin?

Ey alimlik iddiasında bulunan, nedir bu halin?
Kalbin nasıldır Günahların karşısında ne hissediyorsun?
Yüce Allah’ın (C.c) azameti karşısında gözlerin yaşarıp kalbin titriyor mu?
Hani muhabbet ve mehafet emaresi olan ağlama?
Nedir gururun?
Başın niye dik?
Bakışın neden sert?
Sözlerin neden sivri?
Cennetle mi müjdelendin?
Başkalarının yazmış olduğu birkaç kitabı okumakla her şeyi öğrendiğini mi zannettin?
Allahın ilmi sonsuz, mülkü nihayetsiz, sanatı akıl almazdır.
Görerek, duyarak, kullanarak alıştıklarını anladığını mı düşünüyorsun!
Ey her şeyi bildiğini zannetme gafletine düşen mütekebbir zat!
Şu sırlar yumağı kâinatta neyi ne kadar bildiğini zannediyorsun?
Bilgilerinin sana büyük sorumluluk yükleyen bir emanet olduğunun farkında mısın?
Emanete riayet adına ne yapıyorsun?
Her şeyden çok seni sevdiğini, her şeyi senin emir ve istifadene vermekle gösteren O sevgililer sevgilisine karşı içindeki muhabbetin derecesi nedir?
O muhabbete gölge düşürme korkusu yüreğini sızlatmıyor mu?
Halin emaneti temlik (sahiplenen) edenin gaflet işaretlerini taşıyor!
İlim önce yaşanmak, sonrada ihtiyaç sahibine intikal ettirilmesi lazım gelen bir emanet değimli?
Başkalarına anlattıklarını neden nefsine tatbik etmiyorsun?
Yoksa sen bunlardan muaf mısısın?
Nefsinle yüzleşmeye hazırmısın?
Onunla yaka paça olmayı göze alabilecek kadar güç ve cesaretin varmı?
Onu Hakk’a davette samimi ve sabırlı mısın? Sende bunların hiçbirinden bir eser görünmüyor.
Bütün derdin Şehvet, Şöhret ve Servet,
Yemek, içmek ve eğlenmek,
İhtiyaçlarını temin, arzularını tatminden ibaret.
Nefsini ıslah,
İnsanları irşat için uhdene verilmiş olan ilmi bile dünya mal ve makamı adına kullanıp istismar ediyorsun.
“ Vela teşteru bi ayati semenen kalila!”
“Allahın ayetlerini ucuza satmayınız!” tehdinini duymamış gibi davranıyorsun.
Aklını başına al.
Bu gafletten kurtul.
Arzu ettiğin dünya nimetlerden senin için takdir edilmiş bir
kısmet bir nasip varsa hiç şüphesiz O gelir seni bulur.
Üzülme içini ferah tut.
Bekleme yükünden kurtulursun.
Hırsın ağırlığı seni yormaz.
Eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu mücadelenden sana ne kalacak dersin?
Sadece bir yorgunluk, pişmanlık ve ağır bir hesap..
Yüce Resul Aleyhisselam; “yaşarmayan gözden, titremeyen kalpten, faydasız ilim ve doymak bilmeyen nefisten Allaha sığınırım.” demiyor mu?
Sığınmamızı tavsiye etmiyor mu?
Haydi bildiklerini önce sen yaşa!.

Sözünün Eri Olmak

KALDIĞIMIZ YERDEN
Sözünün Eri Olmak
“Hani Abdullah ile Amineden doğma yüce bir bebek vardı. Tüm karanlıkları aydınlatan gülüşüyle daha doğmadan babasını cennete gönderen, tam bir yaşında Beni Saad yurdunda…
Hani fakir kadınlar kucaklarına alıp ona süt anne olmuştu. Kıtlığın kuraklığın tam ortasında bir bulut yoldaş olmuştu damla damla rahmet olmuştu hani…
Babasızlık yoksulluk ve altı yaşında annesizlik ateşten bir gömlek giydirdi o küçük yavruya…
Devirlerden cahiliye, insanlar asi , gaddar, bırakın yetimi korumayı kendi evladına hayrı olmayan, evlatlarını diri diri gömenlerin, sapıkların, zalimlerin devri…
Altı yaşında bir yetim düşünün zulümlerin tam ortasında ve annesiz Mekke sokaklarında…
Çocuklar aralarına almışlar mıdır onu acaba ! Mekke’li çocuklar annelerine seslendiklerinde o küçük nur Muhammed boynunu büküp hıçkırıklarını içine gömüp geceleri göz yaşları sel olmadı mı sanırsınız?”
Adı Ayşe, Fatma, Ahmet, Mehmet olsun, fark eder mi?
Üniversiteyi kazanmanın sevinciyle kanadı kırık kuşlar gibi düştüler yollara. Kiminin annesi göç edip gitmişti dünya arzından, kimisinin babası. Bazılarının da babalarının ha varlığı ha yokluğuydu.
Ellerinde bavulları, omuzlarında tüm dünyaları. Gittiler.
O kırık kanatlarla hayata tutunarak, bu hayat denen dikenli yolda umutla yürüyerek geleceklerini kendi elleriyle kurmak için.
Dualarla ugurladı geride kalanlar o çocukları, bir daha ne zaman yeniden görüşebileceklerini bilmeden.
Gidenlerin bir kısmı bayramlarda bile gidemediler sılaya. Öpemediler anacıklarının ellerini. Anacıkları, “Berhüdar ol evladım” diyemedi kuzucuklarına.
Nice bayram sabahlarında tepeden tırnağa hüzünle dolmuş kızların, oğulların, anaların, babaların yürekleri acıdı, içleri ürperdi taa derinden.
İkinci, hatta üçüncü sınıf yurtlarda, rutubet ve göğerçile kokan evlerde sabahlara kadar yarınki vizeler, finallere çalışmak için ter döktüler.
Ben böyle birçok öğrenci tanıdım. Parasızlıktan şekerli suya ekmek ufalayıp kahvaltı yapanlar. Ya da okula aç gelip de öğle vakitleri herkesler kampüs Sote’lerinde yemeğini yerken kimselere belli etmeden bir köşeye çekilip sessiz sessiz ağlayanlar. Açlıktan ders ortasında bayılanlar.
Herkes bilir, eğer yetimlik, yokluk, kimsesizlik kötü bir şey olsaydı yaratılmışların en sevgilisi (Sav) yetimlerin babası olma görevini hiç üstlenir miydi?
Elbet bunlar yetimler ve kimsesizler için bir imtihan vesilesi, peki ya bizler için?
Bizlerin yetim ve kimsesizler için herhangi bir sorumluluğumuz yok mu?
Şu sanal dünyada iyilik, kardeşlik, paylaşmak, yardımlaşmak adına binlerce paylaşım yapılıyor, peki bunları yapanların kaçı bir yetimin, kimsesizin, ihtiyacı olanın elinden tutuyor, gönlüne dokunuyor.
Hani Peygamberin (Sav) izindeydik?
Fakirliğin ve yetimliğin verdiği o hüznü çok iyi bildiği için yetimlerin ve kimsesizlerin hislerine tercüman olan, onları

Kartallar Martılar ve Öğretmenler

Kartallar Martılar ve Öğretmenler
Martılar alçaktan uçar. Denize en yakın mesafeden. Kartal gibi değildir.
Kartal göklere aittir ama martılar denizin yüzme bilmeyen balıklarıdır.
Kartal ile martı arasındaki en temel fark rakım farkıdır. En yükseğe çıkmak veya yükseğe çıkma becerisi olduğu halde alçakta kalmayı tercih etmek.
Bu başka nasıl anlatılabilir ki? İdeal nedir? diyenlere şu örneği veririm hep. “ben dünyanın en akıllı adamıyım” demek öznel bir yaklaşımdır. Ama “ben dünyanın en akıllı adamı olmalıyım” demek bir idealdir.
Birinde ne de olsa akıllıyım düşüncesinin verdiği derin bir tembellik diğerinde ise delicesine bir çalışma arzusu vardır.
Peki neden martı ve kartal.
Kartal göklerdedir. Başarılı mıdır değil midir o sorgulanabilir. Ama göklerdedir. Çalışmayı bırakmıştır. Çünkü göklerdedir. Sadece gaga ve kanattan oluşan bir yaratıktan beklenen en yüksek başarıyı yakalamıştır. Yani ulaşacağı bir hedefi kalmamıştır.
Ama denize yakın olan martı şiddetli bir çekişme yaşar hayatında. Onun günleri hep didişmeyle geçer.
Gün gelir kabzımalcılarla savaşır şehrin ortasında. Bazen masandaki simite sortiler yapar. Kimi zaman komik duruma düşse de o hep gayret halindedir.
Gelelim yeryüzünün en donanımlı olması gereken varlıklarına, öğretmenlere..
Öğretmen önüne bir hedef koyar ve sadece o hedefe ideal adını verir.
Oysa ideal asla ulaşılamayacak bir hedeftir. yani çalışma arzusu. yani sürekli bir devinim.
Çocuklarımıza büyünce ne olacaksın derken onların hedeflerini küçülttüğümüzün farkında bile değiliz. Ne der çocuk: “doktor ya da genetik mühendisi.”
Güldürmeyin Allah aşkına. Çocuğa çalışma arzusunu aşılamadıysan doktor olsa ne yazar. Doktor olup oturacak mı yani. Başka bir şey yapmayacak mı gelecek adına.
Peki biz yüzyıl sonrasına ne bırakacağız öğretmenler olarak! Bir yığın doktor bir parça mühendis mi.
Geleceği kim imar edecek peki?
Tarihimizi kim yazacak bizim.
Düşüncelerimizi yarınlara kim taşıyacak.
Sadece kitap sayfalarında okulların sınıflarında mı kalacağız?
Yani kartal olup bulutların arasında savrulmak mı yoksa martı gibi bir bitmez sonsuzlukta didişmek mi?
İdeal bir hedefe ulaşmak değil “bir yolda olmaktır.”

black friday ne

Evet kutlarlar. Batının ne kadar işe yaramaz adeti varsa bu ülkede çok kolay kabul edilmiştir.
Cuma gününden beri sosyal medya sürekli olarak bu konu üzerine gidiyor ve birçok haklı eleştiriyi art arda sıralıyor.
Hatta bu alışveriş çılgınlığına katılan mağazalarda şov yapan, tepki gösteren zatlar var. Şov diyorum çünkü doğrudan mağazalara ve çalışanlarına yönelik bir tepki sözkonusu. Peki çalışanın ne günahı var?
Hem sonra bu arz talep meselesi.
Neden ayranım ekşi diyemiyor kimse!
Mağazaları dolduranlar, alışveriş sitelerini çökertenler bu ülkenin insanları değiller mi batının adetlerine kayıtsız şartsız evet diyenler gibi?
Yılbaşı yaklaşıyor, durun bakalım daha nice hacı abiler, hacı ablalar 31 aralık akşamı yatsı namazından sonra bu kutlamalara tv başında iştirak edecekler.

Her kış aynı paylaşımlar

Her kış aynı paylaşımlar. Bu şekilde üzerimizdeki borç ve vebalden de kurtulmuş oluyoruz. Ben bu satırları yazarken like’ların sayısı 150yi geçer.
Bu like’lar ve aminler sonra ne oluyor biliyormusunuz. Bunları kış boyu topluyor birileri ve böyle sokaklarda el açıp yardım isteyenlere veya evlerinde kendilerine uzanacak bir yardım eli bekleyen insanlara dağıtılıyor, böylelikle kış boyu bu insanlar hem ısınıyorlar hem de karınları doyuyor. Türk işi yardımlaşma sistemi aynen böyle, biri dua eder, diğerleri amin der ve mevzu kapanır.
Bilmediğiniz bir şey daha söyleyeyim mi! Şu ülkenin başına gelen umumi kazalar, belalar hep bu fakir fukaraya sahip çıkmadığımız için meydana geliyor.
Hadi şimdi atalarınızın sadaka taşları, şifahaneleri, aş evleri ile öğünmeye devam edin…

Adam ölmüştür

facebooktaki karaman yerel sayfalarına bakıyorum. Sonra yorumlara, sonra o yorumları oralara yazanların profillerine.
Bütün aklı başındaları tedavi etmek adı altında örgütlü bir delirticilikleri var insanlarımızın. Hiç şaşmaz, tüm genel sayfalarda birinin ak dediğine öbürünün kara demesi adettendir.
Eh, onlar da haklı. Onları da birtakım esassız ilaçlarla, telkinlerle, olmadı zevksizlikleriyle uyuşturup bu çoğul manyaklığın içine karıştırıyor, ufalıyorlar.
Toplum diyorum, ötesi mi var? Direneni bu yaşamsal çılgınlığa daha fazla katlanamayıp sonlarını hızlandırıyorlar.
Yani düşünce, fikir, aksiyon kısırlığı çekiyoruz toplumcak.
Memleket için ölmeden önce birbirimizi yiyip bitiriyoruz.
Bu sefer toplumun bin yıllık linç kültüründen bahsetmeyeceğim. Sövüyorlar sonra ana avrat.
Hangi kitaptaydı o?
Ölmek üzere olan bir adam hastaneye yatırılır. Gel zaman git zaman, bir yakını doktorun yanına gelir:
– Kurtuldu mu doktor?
– Kurtuldu.
(Adam ölmüştür.)

KMÜ’DE SAYIŞTAY EĞİTİMİ

Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi (KMÜ) işbirliğinde düzenlenen “Üniversitelere Yönelik Sayıştay Eğitimi” kapsamında KMÜ’ye gelen Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş ve Başkan Yardımcısı Fikret Çöker, eğitim programı öncesinde Rektör Prof. Dr. Mehmet Akgül’ü makamında ziyaret etti.

Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Birol Üner’in de hazır bulunduğu ziyarette Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş, Rektör Akgül’e El-Mazenderan’a ait, tarihteki ilk muhasebe kitaplarından biri olan Kitab-us Siyakat ile temelleri Osmanlı Devleti zamanında atılan Sayıştay Başkanlığının ilk ambleminin yer aldığı ve üzerinde Divan-ı Muhasebat yazılı plaketi hediye etti.

Ziyaretin ardından ilk olarak KMÜ 15 Temmuz Konferans Salonunda üniversite öğrencilerine hitap eden Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş, ardından “Üniversitelere Yönelik Sayıştay Eğitimi”nin açılışına katıldı.

KMÜ Şehit Ömer Halisdemir Konferans Salonunda gerçekleştirilen ve saygı duruşunda bulunulmasının ardından İstiklal Marşımızın okunmasıyla başlayan Sayıştay Eğitimi, açılış konuşmalarıyla devam etti.

“Bu eğitim, devletimizin sadece denetleme değil, rehberlik bağlamında da milletimizin yanında olduğunun göstergesidir”

Programda ilk olarak söz alan Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Akgül, “Devlet olmak son derece adil, şeffaf ve isabetli bir bütçe yapmayı gerektirdiği kadar çok ciddi bir hesap tutma, mali kontrol ve denetim yapma fonksiyonunu gerektirir. Bugün iyi yönetilemeyen ülkelerin ve organizasyonların mali denetimlerinin sağlıklı olduğundan söz edilemez. Ülkemizde bütçe hakkının bir tezahürü olarak millet adına devletin bütün gelir ve giderlerinin kontrol ve denetim işlevi Sayıştay Başkanlığımızca gerçekleştirilmektedir.” dedi.

Rektör Akgül, Sayıştay Başkanlığı tarafından düzenlenen eğitimin idari açıdan pek çok yarar sağlamasının ötesinde, ülkemizin en üst düzey kurumlarının milletimizle buluşturulması bağlamında da önem arz ettiğini ifade ederek “Devletimizin kuralları ve işleyişinin burada bizzat Sayıştay Başkanlığımız tarafından açıkça paylaşılması ve devletimizin sadece denetleme değil, rehberlik ve eğitim bağlamında da milletimizin yanında olduğunu göstermesi son derece önemlidir.” şeklinde konuştu. Rektör Akgül son olarak Mısır’da gerçekleşen terör saldırısını kınayarak “Müslümanların başı sağolsun.” dedi.

“Devlet demek en başta usul, sonra kayıt demektir”

Rektör Akgül’ün ardından kürsüye gelen Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş ise devlet geleneğinden söz ederek “Devlet demek en başta usul, sonra kayıt demektir. Kayıt yoksa devlet yoktur. Usul, protokol ve kurallar yoksa yine devlet yok demektir. Kayıt; beraberinde denetimi, denetim de muhafazayı gerektirir ki bu da aklı ve birikimi gelecek nesillere aktarmamızı sağlar.” dedi.

Tarihteki ilk muhasebe kayıtlarından da söz eden Sayıştay Başkanı Baş, her ne kadar tarihte devlet muhasebesine ilişkin ilk kaynak olarak İtalyan Papaz Paciola’nın eserinden söz edilse de Büyük Selçuklulara ait olan ve El-Mazenderan tarafından 1363 yılında Farsça yazılan Kitab-us Siyakat’ın daha eski bir kaynak olduğunu belirtti.

Sayıştay Başkanı Baş, Osmanlı Devletinde 1512 yılına kadar denetim kurumunun tıpkı Abbasiler ve Büyük Selçuklularda olduğu gibi Divan-ı İşraf iken devletin sınırlarının genişlemesi ve yeni şartlar nedeniyle bu tarihte Başbâki Kulluğu’nun kurularak devletin tüm gelir ve giderlerini tutmaya başladığını söyledi. 1838 yılında Maliye Nezareti ve Meclis-i Âl-i Muhasebe’nin kurulduğunu belirten Baş, bugünkü anlamda Sayıştay Başkanlığının ilk oluşumunun ise 1862 yılında Divan-ı Muhasebat adıyla kurulduğunu ve Cumhuriyet’e geçişle birlikte kurumun aynen korunduğunu, ancak 1940’lardaki Türkçeleştirme hareketi sonrası isminin Sayıştay Başkanlığı şeklinde değiştirildiğini ifade etti.

Sayıştay Başkanı Baş son olarak Sayıştay Başkanlığı tarafından üniversitelere yönelik Türkiye’nin birkaç ilinde toplu eğitimler vermeyi planladıklarını ve buna ilk talip olan üniversitenin Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi olduğunu belirterek KMÜ ailesine teşekkür etti.

Açılış konuşmalarının ardından Rektör Prof. Dr. Mehmet Akgül tarafından Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş ve Başkan Yardımcısı Fikret Çöker’e teşekkür belgesi takdim edilirken Sayıştay Başkanı Baş tarafından da Rektör Akgül’e plaket hediye edildi.

Program, Sayıştay Eğitimi ile devam etti. Dört gün sürecek eğitim kapsamında Sayıştay Başkanlığı eğitmenleri tarafından “5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Kamu İhale Mevzuatı, Harcırah Mevzuatı, Ek Ders Mevzuatı, Bilimsel Araştırma Projeleri, Döner Sermayeli İşletmeler ve Sayıştay Denetim Bulguları” gibi konularda kamu çalışanlarına bilgilendirme yapılacak.

Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “Üniversitelere Yönelik Sayıştay Eğitimi”ni ülkemizin çeşitli üniversitelerinden ve kamu kurum ve kuruluşlarından 300’ün üzerinde katılımcı takip ediyor.